Mustang: Türk Toplumu, Kadın, Baskı ve Şiddet

0

Film hakkında konuşmaya başlamadan önce şunu belirtmek istiyorum; ben bu filmi izlemeye karar verdiğimde filmi google’dan ”Mustang alt yazı film izle” diye arattım ilk başta. Sonra bakıyorum çıkan sonuçlara, hepsi Türkçe. Şaşırdım, tıkladım bi’tanesine, sonra öğrendim ki Türk filmiymiş. Oscar’a aday filan ya hani, ihtimal vermiyorum haliyle Türk filmi olduğuna. Sağdan soldan duyduğum bazı olumlu olumsuz eleştirilere binaen izlemeye karar verdim, ilginç sonuçlar çıktı ortaya. Buna gelmeden evvel, Türk sinemamızda son dönemde bir furyadır gidiyor. Ne furyası bu pekiyi? Çok Güzel Hareketler Bunlar ekibinden, Güldür Güldür Show ekibinden vs. furyası. Sanırım ”Dedemin Fişi” filmi, Güldür Güldür Show ekibi imzalı beyaz perdede şuan. Bu gibi komedi showlarını tv’lerden takip eden bilir, şahsen beni eğlendirmiyor. Komedi tarzında skeçlerden oluşan güldürmek ve eğlendirmek üzerine kurulu projeler. Takip edenler için hayıflanmıyorum elbet, herkesin kendine göre bir seviyesi, bundan zevk alma biçimi var. Ama birde uluslar arası çapta iş yapan ve başarı hedefleyen filmler var. Amaç eğlendirmek ve güldürmek ise, bunun mecrası eğer beyaz perde olacak ise şayet, daha elle tutulur bir şeyler bekliyorum sadece. Yoksa beyaz perde işine girişilmesini doğru bulmuyorum. Kaldı ki Türk sinemasının çapı son dönemlerde bu furya ile ortadadır. Bundan öncesine değinmek gerekirse; usta stand-up ve komedi sanatçılarımızın beyaz perde de oluşturduğu bir kitle var. Şahan Gökbakar – Şafak Sezer – Cem Yılmaz üçlüsünden bahsediyorum. Şahan Gökbakar’ın ”Recep İvedik” serisi hala devam ediyor. Bi’ara Şafak Sezer’i ”Kutsal Damacana” serisi ile izlemiştik. Cem Yılmaz’ın son filmi ”İftarlık Gazoz” hala vizyonda. Bunlardan şahsen hiçbirini izlemek için sinemaya gitmedim. Cem Yılmaz hariç. Onu da ”Pek Yakında” filmini izledikten sonra bıraktım. Yazının en başında değindiğim üzere, neden mi şaşırdım Mustang’in Türk filmi olduğuna; işte bundan dolayı. Beyaz perde de çapımız belli olduğu için. Bunu gururla söylemiyorum elbet de. Yine sözüm meclisten dışarı diyeceğim. Lakin bu işi kırmızı halıya götürecek elle tutulur tek kişi olarak Cem Yılmaz’dan halen umutluyum. Birde bu işi uluslar arası çapta yapanlar var; Nuri Bilge Ceylan gibi. Onu bu kategoriye sokmuyorum. Zaten yapıtlarıyla ortada.

Kısa olarak bir vizyon değerlendirmesi ve neden açıklaması yaptıktan sonra Mustang’e göz atabiliriz. Bunları anlatmadan konuya giremezdim.

Kadroya Genel Bakış 

Musteng, yönetmen Deniz Gamze Ergüven’in ilk uzun metraj filmi olma özelliğine sahip. 2015 yapımı filmin oyuncuları arasında Tuğba Sunguroğlu, İlayda Akdoğan, Güneş Şensoy, Doğa Doğuşlu, Elit İşcan, Ayberk Pekcan, Bahar Kerimoğlu, Nihal Koldaş yer alıyor. Oyuncu kadrosunda göze tanıdık gelen tek isim, dizi ve filmlerde nispeten kötü adam imajıyla tanıdığımız Ayberk Pekcan. Oyunculuk anlamında dişe dokunur performans göremediğimiz filmde, hatta dişe dokunur derken bile biraz insaflı davrandım diyebilirim, genel olarak filmin ana karakterlerini oluşturan beş kız kardeş Ece, Nur, Lale, Selma, Sonay rollerinde de ”işte bu” denilebilecek oyunculuk performansı yok.

MUSTANG_1

Annesi ve babası ölmüş beş kız kardeşin babaanneleri ve amcaları ile aynı evde yaşamaları ve gördükleri ataerkil baskı ortamını anlatan film, bunu yaparken Türk toplumunun içinde bulunan derin ahlak ve şiddet çatışmalarına göndermeler yapıyor. İnebolu’da geçen film, okulların kapanması ve filmdeki asi imajı ile ön plana çıkan Lale’nin sınıf öğretmeniyle sanki olacakları tahmin eder gibi göz yaşlarıyla vedalaştıktan sonra start alıyor. Beş kız kardeşin okuldaki diğer erkek arkadaşlarıyla deniz kıyısında şakalaşıp eğlenmeleri, eve varmalarıyla birlikte babaannelerinin hepsini sırayla hırpalaması ve devamında bunu ”ayıp” belleyip kızların adı çıkmasın diye bu olayı babaannelerine anlatan komşularının evinin kapısına kız kardeşlerin dayanmasıyla devam eden olaylar, gün geçtikçe kız kardeşlerin hayatını zindana çeviriyor. Filmin ilginç olan tarafı, Fransa adına oscara aday gösterilen bir film olması. Bu bana edebiyattaki bir seyahatname türünü hatırlattı. Bu seyahatname türünde gidilen, görülen yerler değil de, hiç gidilmemiş, görülmemiş ama haritada var olan yerler anlatılır. Sanki film yönetmenin uzaktan gözlemlerine dayanarak pek ülke coğrafyasını anlatmıyor izlenimi edindim. Pekiyi film neden birçok kesimce böyle bir imaj yaratıyor?

Tecavüz var, taciz var, şiddet var, baskı var, kışkırtma var…

Evet, var oğlu var. Şimdi filmin neden ülke coğrafyasına bu kadar uzak kaldığı sorusunun cevabını vereceğim. Hepimiz okul hayatı olarak belli bir dönemden geçtik. Kendimden örnek verecek olursam, okul hayatım boyunca hiçbir zaman okuldan çıkıp kız arkadaşlarımla beraber deve güreşli, hoplamalı zıplamalı olarak deniz kıyısında kıyafetlerimle beraber yüzmedim. Ha belki filmin çekildiği İnebolu yöresinde okuyan gençler bunu yapıyorlardır, olabilir. Gidip öğrenmek lazım. Ya da hiç kimsenin okuldan çıkıp da okul kıyafetleriyle böyle bir aktivite içine girdiklerini şahit olmadım. Sanmam da. Şahsen film vermek istediği mesajları anlatırken biraz ülke coğrafyası sınırlarından uzak kalmış. O yüzden ilk başta izlemeye başlarken ”N’apıyor bunlar ya? Ben lisedeyken hiç böyle değildi” oldum. Filmin soğutucu taraflarından bir tanesi bu. Ama film ilerledikçe yavaş yavaş ”Ha evet, harbiden de doğru” demeye başladım. Çünkü bir takım acı gerçekleri anlatmaya başlıyor. Bu bakımdan ülke coğrafyasını iyi gözlemlemiş kanaatindeyim. Bunu neden söyledim; kadına karşı şiddetin, tecavüzün, tacizin üst safhada olduğu bir ülkede yaşıyorum, bu sebepten. Mahalle baskısı desen, şiddet desen, baskı desen hepsi var çevremde. Ataerkil süregelen ve dişiyi susturan bir yapıya sahip coğrafya da yaşıyoruz hepimiz. Film, mesajını iletirken Türk toplumu ve içinde bulunduğu yapıyı nispeten iyi göstermiş. Fakat neden Türkiye değilde, Fransa üzerinden bu kanayan yaraya dikkat çekilmiş?

Sansürün ve baskının en üst seviyede yaşandığı bir toplumuz

Film bütün olumsuz eleştirileri; ”Neden Türkiye değil de Fransa?” sorusu üzerinden toplamış neredeyse. Ben bu konuda olumlu düşünüyorum ve ”Neden Türkiye?” diye soruyorum. Neden Türkiye’de vizyona sürülsün ki? Eğer Türkiye üzerinden vizyona girecek olsaydı, bence kapsamlı bir baskı ve sansüre tabii tutulurdu. Şuan bile yerden yere vuruluyor, bu sebepten dolayı. Şimdi yazının en başında neden bu kadar Türk sinemasının son dönemde girdiği furya akımının çapsız olduğu hususunu daha açık olarak anlatabildiğimi düşünüyorum. Kim Türkiye’de son dönemde böyle bir film yapma cesaretine sahip oldu? Tamam, bu anlamda Musteng bana çok samimi gelmiyor; oscar avcılığı denilsin, isim duyurma çabası denilsin, ne denilirse denilsin film açık olarak Türkiye’nin sinema ve ifade anlamından o kadar da özgürlükçü olmadığını ortaya koymuştur.

”Cinsel Sapkınlık” konusu

Filmin samimiyetsiz gelen taraflarından birisi de, filmde her türlü baskı altında kalan beş kız kardeşin, baskı altındayken arzuları uğruna ne denli sapkınlaşabilecekleri hususu. Kaldıkları odanın penceresinden kaçıp kaçıp erkek arkadaşlarıyla buluşan ve cinsellik yaşayan, hatta bir sahnede amcalarıyla arabayla dışarı çıktıktan sonra amcalarının arabadan çıkmasını fırsat bilerek kız kardeşlerden birinin yolda tanımadığı bir erkekle arabada cinsel ilişkiye girmesine kadar bize yabancı gelen pek çok unsur söz konusu. Bu tip ögeler bize yabancı gelse de, ya da film için oscar avcılığına çıkılmış imajı yaratsa da, sapkınlığın en üst düzeyde yaşandığı konusu; kızların amcalarının geceleri gizlice kızların odasına girerek içlerinden bazılarına tecavüz etmesi, üstüne üstlük babaannelerinin de bunu bilmesi ve kızların amcalarına nasihat çekmesi. Çok sert olacak belki de ama, herkesin bildiği üzere kendi kız kardeşine tecavüz edip aile bireyleri tarafından bilinmesine karşın susturulan bir mekanizmayla aynı ülkeyi paylaşıyoruz. Bu bakımdan bu aile hezeyanı sorununu amca sapkınlığı üzerinden yüze vuruyor Musteng.

Birde kızlık zarı konusu var tabi. Filmde kız kardeşlerin amcaları kızlarının bozuk çıkması ve ele güne ne hesap verecekleri endişesiyle kızların hepsini muayeneye götürüyor. Bu konuya en takık toplumuz vesselam. Eminin kızlık zarının ne işe yaradığı ile ilgili sokağı çıkılıp erkeklere bir anket yapılsa, tam olarak ne işe yaradığı cevabını verebilen birkaç kişi belki çıkar. Filmde en trajıkomik vakıalardan diğeri ise, kızlardan birisine eş bulunup evlendirildikten sonra, erkek tarafının gerdek gecesi sabahı kanlı çarşafı istemek için odalarının kapısına ısrarla dayanması. Daha fazla devam etmek istemiyorum. Okuyan herkes, uzaydaki bir toplumdan bahsedilmediğini bilimum anlayabilmiştir.

Kız kardeşlerden birinin bu baskı ve tecavüzlere dayanamaması sonucu intihar etmesi, bir başka kanayan yaraya parmak basmış. Kızların babaannelerinin, kızların amcalarının sapkınlığının farkında olmasından dolayı kızları çocuk yaşta bir bir evlendirmeye çalışması, kızları kurtarmaya çalışması gibi görünse de ”Aman kimse duymasın, bilmesin, yoksa kime ne deriz” korkusuyla ilgili esas olarak. Bu da baskının ne kadar yüksek olduğunu gösteriyor.

Filmin asi karakteri Lale’nin en sonunda buna baş kaldırmasıyla film acıklı bir final yapıyor. Bahsettiğim gibi filmin en başında Lale’nin öğretmeniyle hüzünlü vedalaşmasından sonra öğretmeni Lale’ye İstanbul’daki yeni ev adresini kağıda yazıp veriyor. Artık sürekli kız kardeşlerinin evlendirilmesine dayanamayan Lale, son kalan kız kardeşinin de bu bataklığa saplanmaması için düğün gecesi herkes evden çıktıktan sonra kendisi ve kız kardeşini eve kilitliyor. Bir fırsattan yararlanıp kız kardeşini de yanına alarak daha önce arkadaş olduğu ve kendisine araba kullanmayı öğreten Osman’ın yardımıyla otobüs terminaline kız kardeşiyle beraber kaçıp İstanbul’a gidiyor. Ben filmin başında Lale’nin neden öğretmenine sarılarak ağladığını pek anlayamamıştım. Filmin sonuna doğru ”Nereye gidiyor bunlar?” derken gittikleri adreste kapıyı öğretmeni açtıktan sonra olayı anladım.

Bu da film oyuncularının Cannes yolculuğuna çıkarken yaşadığı bazı anlar.

Sonuç olarak film oryantalist ve kışkırtıcı bir biçime sahip olsa da, bir çırpıda silip atamayacağımız, ya da görmezden gelemeyeceğimiz olgulara sahip. Ben değindiği birçok noktada batı coğrafyasının halini iyi yansıttığını, diğer yandan bunu yaparken ne denli bu ülkemiz coğrafyası unsurlarına uzak kaldığı kanaatindeyim. Olmuş mu, evet olmuş, ama kesinlikle diyemeyeceğim. Umarım buna benzer, cüretkar yapımları ülkemizde bize değinen cinsten anlatan birileri çıkar ve onları kırmızı halıda görmek nasip olur.

Şurada da meraklısı için filmin yönetmeni Deniz Gamze Ergüven’in güzel bir röportajı mevcut.

Mustang’ın yönetmeni Deniz Gamze Ergüven’le söyleşi

409 total views, 1 views today

Konuyu Değerlendir
  • Fascinated
  • Happy
  • Sad
  • Angry
  • Bored
  • Afraid
Share.

About Author

Edebiyat, şiir ve sinema.

Leave A Reply

Ankara Temizlik